2023 Vizyonu: Gelecegi tasarlamanın önemi

2023 Vizyonu: Gelecegi tasarlamanın önemi

02:36 12 March in ARTICLES, In Turkish, PUBLICATIONS

2023_Turkiye_Yol_HaritasiMEHMET ÖĞÜTÇÜ – Mart 2012

Öncelikle, vizyondan ne anladığımızı ortaya koymakta yarar var. “Misyon”, “vizyon” sözcükleri hem hükümetin, hem şirketlerin, hem de insanlarımızın diline pelesenk olmuş durumda.

Hemen her şirketin web sayfasında mutlaka üçer cümlelik misyon ve vizyon tanımları var. Son dönemde AKP hükümeti de böyle bir vizyonu hem seçim kampanyasında hem de icraatında ortaya koydu. Kentler, şirketler, sektörler 2023 vizyonlarını hazırlıyorlar harıl harıl.

Bizim kastettiğimiz, masa başında hazırlanmış, rakamların uzatılması, matematiksel genleştirilmesi ile zenginleştirilmiş, bol vaatler sunan bir vizyon değil. Bunlar, tartışmalara birkaç ay esas teşkil eder ve sonra başka bir vesileyle yeniden hatırlanana kadar tozlu raflara kaldırılır.

Bize canlı, her gün yasayacak, içimizdeki umutları yeşertecek, gerçekçi ama biraz da hayal aleminin çeperlerini zorlayan uygulanabilir, paydaşlarca sahiplenilmiş bir vizyon lazım.

Bu ülkedeki en çok şikayet ettiğimiz şey, sorunlara teşhisi koymada, onları dillendirmedeki başarıyı ne yazık ki icraatta gösterememek. Çok konuşup az iş yapıyoruz. Yapılanı orantısız abartıyoruz.

Peki bunların icraatını kimler, nasıl yapacaklar, sonuçlar ölçülecek mi; toplumun geniş katmanları, beyin sermayesi, mavi yakalılar ve uluslararası camia vizyonun icraata dönüştürülmesinde nasıl roller üstlenecekler; kimler sürükleyecek bu vizyonu?

Hepimizin bir çıpaya ihtiyacı var. Kendimizi bağlayacağımız hedeflere, değerlere, takvime, disipline ihtiyacımız var. Bize istikamet duygusu verecek, yol aldıkça gözden geçirip güncelleştireceğimiz, boşa kürek çekmediğimizi hissettirecek bir yol haritasına, vizyona.

Ülkemiz açısından bakarsak, aslında geleceğe umut ve heyecanla bakılması, büyük iddia ve hayallerin gerçekleştirebilmesi için yeterli irade, kaynak ve potansiyel mevcut. İş, büyük ölçüde yağ, un ve şekerin uygun kıvamda “helva”ya dönüştürülmesinde düğümleniyor.

Kişi başına gelirimiz, son ekonomik bunalımdan sonra hayli geriledi; ancak yine de dünyada satın alma gücü paritesine göre, GSMH toplamı sıralamasında ilk onaltı ülke arasındayız. Üstelik kayıt dışı ekonomi, bu hesaba dahil değil. Muazzam altyapı projeleri başlattık.

Ekilebilir arazi büyüklüğü bakımından, dünyanın 10’uncu ülkesiyiz. Toplam nüfus açısından ise dünya 17‘incisi. Şimdilik Batı’yı telaşlandıran “yaşlanan nüfus” korkusu henüz bize sirayet etmedi. 1990 ile 2030 arası dönemde OECD nüfusu içinde yaşlıların oranı, neredeyse iki kat artarak, yüzde 13’den yüzde 22,5’a yükselecek.

Avrupa’nın iyi yetişmiş genç emek ve beyin gücü, Türkiye kaynaklı olabilir. Daha da iyisi, Avrupa’nın en iyi beyinlerini ülkemize çekebiliriz. İnsanları İstanbul’a çekmek için artık bileklerini bükmemiz gerekmiyor.

Kağıt üzerinde etkileyici gözüken bu verilere bir de Türkiye’nin jeostratejik önemini; imparatorluk mirasını; yüzyıllara dayanan kurumlarını; muhteşem doğasını; turizm varlıklarını; imbikten süzülmüş geleneklerini; birbirine geçmiş onca değişik kültürlerini; Balkanlar’ı, Ortadoğu’yu, Akdeniz’i ve Kafkasya’yı birleştiren anahtar ülke konumunu; NATO’nun ikinci büyük ordusunu; elindeki su rezervlerini; Doğu-Batı Avrasya enerji koridoru özelliğini ekleyin.

Görünen manzara, yine kağıt üzerinde, tüm temel unsurları sağlam görünen, “geleceği parlak” bir Türkiye.

En önemli varlıklarımızdan birisi dinamik müteşebbisler.

Coğrafyamız, hem bölgemizi hem de küresel gelişmeleri çok iyi okumamızı, bazı eğilimleri önceden görüp politikalar geliştirmemizi, kararlar almamızı gerekli kılıyor.

Geleceğimizin patronu olabilmek için, değerler, toplum ve teknolojideki değişimleri anlayabilmemiz; karşımızda duran küresel meydan okumaları, jeopolitik, ekonomik ve çevresel ikilemleri çözümleyecek şekilde kendimizi donatmamız; kapasitemizi güçlendirmemiz gerekiyor.

Başlangıçta kökten değişim rüzgarının tepeden inme getirilmesi zorunluluk arz edebilir. Zira her konuda bıçakla kesilmiş karpuz gibi taraf olmaya hazır insanların dünyasında, değişimden yana icraat yapabilmek, hem cesur olmayı hem risk almayı gerektiriyor hem de ülkenin toplumsal dokusunu, özlem ve saplantılarını iyi okumayı…

Kurumların henüz yerli yerine oturup belli bir düzeni idame ettiremediği bizimki gibi toplumlarda lokomotif rol üstlenecek liderler, kritik öneme sahiptirler. Onlar şayet iyi teçhiz edilmişlerse, çevrelerinde kendini ideallere adamış ehil kadrolar oluşturabilirlerse; demokratik mekanizmaları sonuna kadar kullanıp, toplumlarını şevklendirip, belli hedefler istikametinde daha yukarılara doğru sürükleyebilirler.

Biz 200 küsurluk uluslararası toplumun sıradan bir üyesi değiliz. Dünyanın en değerli gayrimenkulünün üzerinde oturuyoruz. Küresel düzen hakimiyeti iddiasını taşımış bir imparatorluğun mirasçıları olarak, yeni ortaya çıkacak düzende hatırı sayılır bir bölgesel, güç olarak sivrilmemiz kaçınılmaz.

Şu ya da bu şekilde genlerimize sinmiştir bölgesel güç DNA’sı. Ne kadar beceriksiz davransak ne kadar çapsız hareket etsek de coğrafyamız, kültürümüz, geçmişimiz ve bugünün reel politiği, bizi zarların yeniden atıldığı bu dönemde Akdenizli, Karadenizli, Balkan, Ortadoğu ve Kafkas bölgesel gücü olarak öne sürecek.

İste bu nedenledir ki AKP’nin 12 Haziran 2011 seçimlerinin temel taahhütnamesi olarak, “Türkiye Hazır – Hedef 2023” Vizyonu’nu ortaya koyması önemli bir adım idi. Ardından diğer siyasi partilerin, seçim kampanyalarında büyük ölçüde ülkenin geleceğini nasıl biçimlendirecekleri, hangi somut projeleri uygulamaya koyacakları üzerine görüşler geliştirmesi, hatta kim önce 2023 vizyonunu savundu tartışmasına girmesi de.

Aslında sekiz yıla yayılacak iki iktidar dönemi, Türkiye’nin çehresini değiştirecek nitelikte köklü başarılara imza atılması için yeterli bir süredir. Nitekim, günahıyla sevabıyla mevcut hükümet – son döneminde ciddi tıkanıklar yarattıysa da – ilk iki dönemde, köklü dönüşümler gerçekleştirdi.

Unutmayalım ki Atatürk zamanının tüm olumsuz koşullarına ve yetersizliklerine karşın, 1923-1938 zaman diliminde, yani sadece 15 yılda, Osmanlı’nın küllerinden dipdiri bir Cumhuriyet kurmayı başarmıştı.

Düşünürseniz, bu sürat ve bilgi çağında, yine 15 yıllık bir süre olan, 1985-2000 ve 2008-2013 arasında neler neler yapılabileceğini ve yapamadığımızı. Ve de 2014-2023 arasındaki zaman diliminde bizleri bekleyen çetin meydan okumaları…

Şunu çok iyi anlamamız lazım; ekonomik temelli bir gelişme, onu destekleyen kültürel ve sanatsal derinlik olmadan gerçekleşemez. Dünyanın en ileriye gidenlerinden olmamıza da gerek yok. Mutlu insanların geleceğe umutla baktığı, dengeli gelişme iradesinin bütün toplum tarafından solunduğu bir toplum olabilmek en büyük başarı olacaktır.

Güçlü, akıllı, yaratıcı ve özgüvenli olduğumuz ölçüde, uluslararası dengeleri de hesaba katarak, kendi gelecek senaryolarımızı kendimiz yazabiliriz.

Kendi geleceğimize ait senaryoyu, bağlantılı olduğumuz ve etkilediğimizden daha fazla etkilendiğimiz küresel sistem ile kuracağız. Başka ülkelerin, 20-30 yıl  önce sorunlarını yanıtlayan biz, hükümleri ithal etmek durumundayız.

Aksi taktirde, başkalarının kaleme aldığı senaryolarda, çoğu zaman gizli gündemin farkına bile varmadan, figüran olarak oynamaya mahkum oluruz. “Yol Haritamızı” da başka yerlerde çizerler.