Ankara-Moskova hattinda dogal gaz krizi

Ankara-Moskova hattinda dogal gaz krizi

01:03 30 November in In Turkish, INTERVIEWS & NEWS, Yazılı Basında

AA | 29 Kasım 2015

Mehmet Öğütçü Mehmet Öğütçü Enerji dünyasının duayenlerinden The Bosphorus Energy Club başkanı Mehmet Öğütçü ile son gelişmeleri konuştuk. Eski diplomat, Uluslararası Enerji Ajansı yöneticisi, dünyanın en büyük doğal gaz şirketlerinden BG Group’un direktörü, halen de Global Resources Partnership şirketinin başkanı.

Böyle bir kriz bekliyor muydunuz Ankara ile Moskova arasında?

Rusya ile yaşamakta olduğumuz kriz, aslında beklenmedik şekilde, Moskova’nın Türkiye’nin sınırlarında denetimi ele geçirmek, Suriye ve Doğu Akdeniz üzerinde münhasır nüfuz alanı yaratma, bu çerçevede de Ankara’nın egemenlik haklarını ve sınırını koruma girişimlerini, uyarılarını dikkate almaması yüzünden patlak verdi.

Benim beklediğim, Karadeniz, Hazar ve Kafkasya’da iki ülke arasında bir gerilimin patlak vermesiydi.

Kırım, Abhazya ve Güney Osetya’nın işgali, Doğu Ukrayna’ya saldırılar, Ermenistan’ın Türkiye sınırlarının Rus askerlerince korunması, Bakü ile Erivan arasında barışa geçit vermemesi, Türkmenistan gazının Hazar üzerinde Batı’ya taşınmasına set çekmesi, Nazarbayev sonrası dönemde Kazakistan’ı rahatsız edeceğinin işaretleri, İran ile oluşturduğu eksen, Çin ile geliştirdiği ilişkiler manzumesi… yeterince malzeme veriyor bize Rusya’nın niyetleri konusunda.

Gazi kesmeyi göze alır mı Moskova?

Bence olmaz böyle bir kesinti ama belki birkaç günlüğüne Ukrayna’dan gelen gaz boruhattında “teknik” arıza çıkabilir. Pompa istasyonları yine “elde olmayan sebeplerle” çalışmayabilir. Bu tür “ufak tefek” can atıcı ihtimaller dışında hukuki sözleşmeleri ihlal edecek, Türkiye’deki piyasa payını daraltacak bir adım doğrusu ben beklemiyorum.

Rusya, Soğuk Savaş dönemlerinde bile doğal gaz sevkiyatında enerji silahına başvurmamış, güvenilir tedarikçi konumunu muhafaza etmişti. Bu, büyük ölçüde doğal gaz satışlarının Moskova nezdinde önemli bir gelir kaynağı olması ile de alakalı idi. Halen de öyle.

Geçen yıl 195 milyar metreküp gaz sattı AB, Türkiye ve BDT ülkelerine. Ortalama satış fiyatı 100 metreküp başına 361’den 275 dolara düştü geçen yıl, daha da düşebilir. Yani gazdan sağladığı ihracat geliri yaklaşık toplamın yüzde 12’sı.

Lakin, Rusya gazı kullanarak Ukrayna’yı yörüngesinde tutmaya çalıştı, Baltık ülkelerini, Güneydoğu Avrupa’yı kendi çizgisinde politikalar izlemeye zorladı, Güney Akım projesine yeşil ışık yakacak bir hükümet bile kurdurttu Sofya’da.

Mavi Akım projesinin Türkmenistan’ın Hazar geçişli projesinin önüne nasıl geçtiğini de unutmayalım.

Rusya ile ilişkileri nasıl tamir edebiliriz?

Aramızda çok güçlü menfaat bağları var; iki taraf da ilişkilerin kopmasını, belli bir eşiğin altına düşmesini istemez. Rusya’nın, özellikle de Putin’in karizması son uçak düşürme olayında çizildi. Bunun misillemesini yapacaktır. Kaçınılamaz.

Vize serbestisi kalkar, ihracatımızı baltalar, Türk işadamlarını taciz eder, uluslararası arenada canımızı yakacak adımlar atar ama birkaç ay içinde tekrar eskisi kadar olmasa da karşılıklı menfaatler öne çıkar. Bu süre zarfında krizi tırmandıracak demeç ve eylemlerden uzak durmak, güven yaratıcı ve müspet bir üslup kullanmalıyız.

Şahsen özür dilemeye ben de karşıyım. Üzüntümüz yansıtılmalı ama kararlılığımızdan taviz verilmemelidir. Zira Rusya zaafiyet gördüğü zaman salam taktiği stratejisi ile hem Suriye’de hem Kafkaslarda hem de Karadeniz’de yaşamsal menfaatlerimizi geriletmeyi sürdürecektir. Batı desteği önemli ama sanki biz Moskova ile doğrudan bu sorunu yönetemezmişiz izlenimi de verilmemeli.

Mevcut krizin gaz ikmal güvenliğimizi etkilememesini nasıl sağlarız?

Bu krizden bağımsız olarak Türkiye’nin halihazırda yüzde 55 seviyesinde olan Rusya’ya bağımlılığı azaltması zaten gerekiyordu. AB ülkeleri, yüzde 30’lük kendi bağımlılıklarını çok ağır gördükleri için çeşitlendirme çalışmalarına çoktan başladılar ve ciddi mesafe katettiler.

Aynı şekilde bizim de en az yüzde 30 seviyesine çekmemiz gerekiyor. Yani 29 milyar metreküpten 15 milyar metrekübe. Bu demektir ki bu kadar gazı başka kaynaklardan temin etmemiz gerekiyor.

Nereden alabiliriz? Başka neler yapabiliriz?

Önümüzdeki dönemde dünyada muazzam bir gaz bolluğu yaşanacak. Lakin projelerin çoğu henüz ya yatırım ya inşa aşamasında. Çoğu, 2018-2019’dan sonra devreye girebilecektir. Sorun, önümüzdeki üç yılda ne yapacağımızda düğümleniyor. Bir de mevcut sözleşme yükümlülüklerini ihlal etmeden nasıl hareket edeceğimizde.

Azerbaycan Şah Deniz-2’den 2019’dan itibaren ilk gaz akacak Türkiye’ye. 16 milyar metreküp. Bunun 10’u Avrupa’ya, kalanı bize. Irak’ın Kürt Bölgesel Yönetimi 2019’dan itibaren yaklaşık 400 milyar metreküp rezervlere sahip Genel Energy’nin işlettiği Miran ve Bina Bawi sahalarından 10 milyar metreküp gazı gönderebileceğini söylüyor.

Daha fazlası da gelebilir şayet yatırımlar hemen yapılırsa. Türkiye bu noktada Kürt Yönetimi’ne gereken desteği hızlandırmak isteyebilir.

İran’ın yaptırımlar kalktıktan sonra Güney Pars projesini hızlandırması ve bize ilave 10 milyar metreküp göndermesi de zor olmaz. İran ile de mevcut gaz alımını arttırıp bağımlılığı yükseltmek doğru bir karar olmayabilir.

Doğu Akdeniz’de Afrodit ve Leviathan sahaları üretecekleri gazı alacak müşteri arıyor ama en az 3 yıl sürer oralarda da üretim, yatırım kararının hemen alınması halinde. Siyasi ihtilafları buzdolabına kaldırıp orada hareketlenme sağlayabiliriz.

LNG’yi unutmayalım. Fiyatı boruhattı ile gelen gazdan bile daha ucuz şimdi. Marmara Ereğlisi ve EgeGaz Aliağa LNG terminalleri mevcut ithalatın üzerinde kapasiteye sahip olmayabilir. Onları kapasite arttırımı ile takviye ederken aynı zamanda yüzen LNG tesislerini de bir yıl içinde kurup harekete geçirilebiliriz.

Tabii bunları beklerken doğal gaz kullanımını azaltacak, verimliliği arttıracak önlemler de düşünülmeli. Ve de güçlü bir enterge doğal gaz şirketi kurup yurtdışında üretim yatırımlarına gecikmeksizin gitmeliyiz.

Öğütçü’den….

– Sadece doğal gazda değil bağımlılığımızda yeni bir halka daha var: Rus Rosatom tarafından “anahtar teslim” inşasına başlanılan Mersin Akkuyu’daki ilk nükleer enerji santralımız. Petrol, kömür ithalinde, kimyasallarda ve daha birçok doğal kaynakta da Rusya’ya bağımlıyız.

– Bu bağımlılık karşılıklı. Kimine göre, ticaret hacminin 33’den 100 milyar dolara doğru tırmanması hedeflenen Rusya doğalgazda ikinci en büyük müşterisi olan Türkiye’nin gazını kesmeyi göze alamaz. Keserse de kendisini topuğundan vurmuş olur.

– Tabii ki kriz durumuna gelinirse sadece enerji değil, diğer tüm yeteneklerimiz ve imkanlarımız seferber edilir. Arz güvenliği çözümü mutlaka bulunur.

Unutmayalım, 1974 ve 1979 petrol krizlerinden sonra mecburen geliştirilen teknolojiler sayesinde, dünya o evreye kadar yaptığı her işi, kullandığı enerjinin hepsi hepsi yarısını kullanmak suretiyle yapabileceğini idrak etmişti.

– Siyasi kaynaklı kesinti ortaya çıkarsa tabii ki LNG takviyesi ile de kapamaya çalışırız açığı ilk elde. Gerekiyorsa diğer ülkelerden aldığımız gaz miktarlarını da artırırız. TANAP’ı ve Kürt gazını daha hızlı devreye sokarız. Elektrik üretiminde doğalgazın payını belirgin bir şekilde azaltır, pahalı da olsa diğer yakıt türlerine ya da kömüre yükleniriz.

– Ama tüm bunlar, en azından şimdilik, yeni kaynaklar ve seçenekler devreye girene kadar, doğal gazda karnımızın yumuşak olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Onun içindir ki, yakıt temininde sadece fiyata saplanıp kalamayız. Hidroelektrik, kömür, rüzgar, güneş ve jeotermal gibi yerli kaynaklara daha fazla yaslanma politikasından taviz veremeyiz.

– Aynı anda değişik yerlerde çıkan yangınları söndürmeye çalışan değil, onları zamanında öngören, yeni denklemler oluşturabilen, müttefik ve ortaklarımızı belli bir çizgiye sürükleyebilen bir diplomasi kurumuna ihtiyaç var.

– Bizim gibi hem ithal enerjiye göbeğinden bağımlı, hem kaynak ülkelere transit güzergah olma iddiasındaki hem de teknolojisini, finansmanını uluslararası kaynaklardan sağlayan ülkelerin enerjiyi silah olarak kullanma lüksü yok.

– Güven telkin eden, sözünün eri, enerjiyi silah olarak kullanmayacak, içişlerine karışmaktan ve çatışmalardan mümkün mertebe uzak duracak bir ülke olarak temayül etmemiz enerji diplomasimizin başarısının ön şartı.

– Bizim gibi hızlı ve sürdürülebilir büyümeye ihtiyacı olan ülkeler, enerji ikmal güvenliği, bölgesel enerji merkezi olma hedefleri, enerji ticareti, yatırımı ve borsası gibi girişimleri nedeniyle sadece “yumuşak karnı”nı kollamasını değil aynı zamanda “yumuşak güç” diplomasisi izlemesini de öğrenmek zorunda.

Aksi taktirde, ağzımızla kuş tutsak kimse yüksek değerli pazarları hedefleyen enerji akışlarını sizin keyfinize teslim etmez.